Öyle bir grup düşünün ki, 11 senedir m
üzik dünyasının belki de en “can alıcı” müziklerini yapsın; insanlar şarkılarını dinlerken kendi içlerine kapanıp, en derinlerde kendi huzurlarını bulmaya çalışırken bir taraftan da grubun solistinin o buğulu sesine kapılıp gitsin. Öyle bir grup düşünün ki, her ruh halinde, her zaman ve her yerde dinlenebilir olsun; yaptıkları müzik bağımlılık yaratsın, peşlerinden milyonları sürüklemelerine rağmen yıllar boyunca mütevazılıklarını korusun. Öyle bir grup düşünün ki, dinlerken sizi yerden yere vursa dahi, en depresif hallerinizi resmetse dahi bıkmadan usanmadan, defalarca ve hatta üstüste dinlenebilecek kalitede parçalara sahip olsun. Öyle bir grup düşünün ki, hayatınızın o bitmek bilmeyen telaşından ve koşturmacasından koparıp başka alemlere götürsün sizi, kimi zaman saydamlaştığınızı sandığınız anda aslında yüzünüze yapışıp kalan o maskenin altındaki gerçek hüzünlerinizi işlesin, hiç acımadan hem de.
İngiliz trip hop grubu olan Portishead, geçtiğimiz aylarda son stüdyo albümleri “Third”ü yayınlayarak hayranlarını bir kez daha üzdü. Burada “üzdü” kelimesini bilhassa kullanmak istiyorum. Zira, Portishead deyince insanların aklına karanlık, kasvetli bir hava gelir çoğu zaman. Yaptıkları müzik çoğu insana hitap etmez bile. Ortalığa kasvet çökmüşcesine, elinde sigarasıyla bir kadın, olabildiğince buğulu ve içten sesiyle söyler şarkılarını. Dinleyicilerinin kalplerine dokunur, herkes bir parçasını bulur o sözlerde ve tınılarda. “Evet, işte ben de aynen böyle hissediyordum.” dedirtir çoğu zaman.
1994’te çıkardığı ilk albümü Dummy ile 90lı yıllara damgasını vuran grup, çok geçmeden diğer benzerlerinden (Jay Jay Johanson, Perry Blaike, Tindersticks, Jack gibi..) rahatça sıyrıldı. Bu albümde yer alan şarkıların etkisi ise hiç dinmek bilmedi. Öyle ki, içlerinden biri, Sour Times, 2000’li yılların en büyük internet fenomeni olan EkşiSözlük’ün internet sitesine de adını verdi. (http://sozluk.sourtimes.org/)
Çoğu eleştirmenin bu albümü “klostrofobik bir başyapıt” olarak nitelendirmesi, şarkılardaki hiç bitmeyen hüzünden kaynaklanıyordur belki. Ya da grubun solisti Beth Gibbons’ın hiç bitmesini istemediğiniz kadar dokunaklı söylemesindendir şarkıları. Bu albümde bende en çok etki bırakan, hatta “Hayatım bir film olsa, fonda hani müziği çalardın?” sorusuna vereceğim tek cevap olan şarkı: Roads. Alternatif olarak ise; Glory Box, Wandering Stars ve Nu
mb’ı dinlemenizi öneririm.
Ünlü düşünür Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin çoğu insan tarafından bilinen bir sözü vardır, bilmem hatırlar mısınız? “Beni öldürmeyen şey, güçlendirir.” Portishead üyelerinin, grup adlarıyla aynı adı taşıyan ikinci albümü, hayranlarına için işte tam da bu duyguyu yaşattı. İlk albümden sağ çıkanlar mutlaka daha güçlü bir şekilde ikinci albümü rahatlıkla dinlediler ve üzüntülerini biraz da olsa hafiflettiler.
İkinci albümden sonra bir daha albüm yapıp yapmayacakları merak konusuyken, Beth Gibbons ve tayfası birdenbire kavşağa üçüncü albümlerini dikiverdiler: Third.
11 yıllık aradan sonra bildiğimiz Portishead’in aslında , tıpkı bizim gibi, ayrıldığı noktada takılıp kalmadığını gördük. Müzik piyasasının çirkin yüzü, onların az da olsa görünen kısımlarının kirlenmesine yol açmış. Acı çekmekten aldığımız o haz duygusunun ise onlar var olduğu sürece değişmeyeceğini bir kez daha anlattılar bize. “The Rip”, “Silence” ve “Hunter” parçalarıyla rüzgar bu sefer fırtınaya dönmüş, daha kuvvetli esiyor üstümüze.
rakmayın. Beth ablamızın da dediği gibi;
Fırtına,
Sabah ışığında,
Hissediyorum.
Başka bir şey söyleyebilir miyim?
Kendi kendime donuyorum.
Kimse göremiyor mu?
Savaşımız var.
Hiç yolumuzu bulamadık.
Bütün söylenenlere rağmen.
Bu andan sonra,
Her şey nasıl bu kadar yanlış gelebilir?

2 yorum:
Çok güzel bir Portishead yazısı
Teşekkürler Anılcım =)
Yorum Gönder