21 Aralık 2008

Portishead albüm eleştirisi gibi bir şey (Aslen Türkçe projesiydi kendisi)

Öyle bir grup düşünün ki, 11 senedir müzik dünyasının belki de en “can alıcı” müziklerini yapsın; insanlar şarkılarını dinlerken kendi içlerine kapanıp, en derinlerde kendi huzurlarını bulmaya çalışırken bir taraftan da grubun solistinin o buğulu sesine kapılıp gitsin. Öyle bir grup düşünün ki, her ruh halinde, her zaman ve her yerde dinlenebilir olsun; yaptıkları müzik bağımlılık yaratsın, peşlerinden milyonları sürüklemelerine rağmen yıllar boyunca mütevazılıklarını korusun. Öyle bir grup düşünün ki, dinlerken sizi yerden yere vursa dahi, en depresif hallerinizi resmetse dahi bıkmadan usanmadan, defalarca ve hatta üstüste dinlenebilecek kalitede parçalara sahip olsun. Öyle bir grup düşünün ki, hayatınızın o bitmek bilmeyen telaşından ve koşturmacasından koparıp başka alemlere götürsün sizi, kimi zaman saydamlaştığınızı sandığınız anda aslında yüzünüze yapışıp kalan o maskenin altındaki gerçek hüzünlerinizi işlesin, hiç acımadan hem de.


İngiliz trip hop grubu olan Portishead, geçtiğimiz aylarda son stüdyo albümleri “Third”ü yayınlayarak hayranlarını bir kez daha üzdü. Burada “üzdü” kelimesini bilhassa kullanmak istiyorum. Zira, Portishead deyince insanların aklına karanlık, kasvetli bir hava gelir çoğu zaman. Yaptıkları müzik çoğu insana hitap etmez bile. Ortalığa kasvet çökmüşcesine, elinde sigarasıyla bir kadın, olabildiğince buğulu ve içten sesiyle söyler şarkılarını. Dinleyicilerinin kalplerine dokunur, herkes bir parçasını bulur o sözlerde ve tınılarda. “Evet, işte ben de aynen böyle hissediyordum.” dedirtir çoğu zaman.


1994’te çıkardığı ilk albümü Dummy ile 90lı yıllara damgasını vuran grup, çok geçmeden diğer benzerlerinden (Jay Jay Johanson, Perry Blaike, Tindersticks, Jack gibi..) rahatça sıyrıldı. Bu albümde yer alan şarkıların etkisi ise hiç dinmek bilmedi. Öyle ki, içlerinden biri, Sour Times, 2000’li yılların en büyük internet fenomeni olan EkşiSözlük’ün internet sitesine de adını verdi. (http://sozluk.sourtimes.org/)


Çoğu eleştirmenin bu albümü “klostrofobik bir başyapıt” olarak nitelendirmesi, şarkılardaki hiç bitmeyen hüzünden kaynaklanıyordur belki. Ya da grubun solisti Beth Gibbons’ın hiç bitmesini istemediğiniz kadar dokunaklı söylemesindendir şarkıları. Bu albümde bende en çok etki bırakan, hatta “Hayatım bir film olsa, fonda hani müziği çalardın?” sorusuna vereceğim tek cevap olan şarkı: Roads. Alternatif olarak ise; Glory Box, Wandering Stars ve Numb’ı dinlemenizi öneririm.


Ünlü düşünür Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin çoğu insan tarafından bilinen bir sözü vardır, bilmem hatırlar mısınız? “Beni öldürmeyen şey, güçlendirir.” Portishead üyelerinin, grup adlarıyla aynı adı taşıyan ikinci albümü, hayranlarına için işte tam da bu duyguyu yaşattı. İlk albümden sağ çıkanlar mutlaka daha güçlü bir şekilde ikinci albümü rahatlıkla dinlediler ve üzüntülerini biraz da olsa hafiflettiler.

İkinci albümden sonra bir daha albüm yapıp yapmayacakları merak konusuyken, Beth Gibbons ve tayfası birdenbire kavşağa üçüncü albümlerini dikiverdiler: Third.

11 yıllık aradan sonra bildiğimiz Portishead’in aslında , tıpkı bizim gibi, ayrıldığı noktada takılıp kalmadığını gördük. Müzik piyasasının çirkin yüzü, onların az da olsa görünen kısımlarının kirlenmesine yol açmış. Acı çekmekten aldığımız o haz duygusunun ise onlar var olduğu sürece değişmeyeceğini bir kez daha anlattılar bize. “The Rip”, “Silence” ve “Hunter” parçalarıyla rüzgar bu sefer fırtınaya dönmüş, daha kuvvetli esiyor üstümüze.

Son albümlerini biraz daha yakından incelemek gerekirse, ilk iki albümle kıyaslandığında biraz daha sönük kaldığını söylemek durumundayım. Beth Gibbons’ın tanıdık sesi ve grubun özü her şekilde kendisini belli etse de, bazı şeylerin zamanla değişmek zorunda olması gerçeğini kabul etmek gerekiyor maalesef. “Only You”, “Roads”, “Dummy”, “Glory Box” gibi artık birer klasik haline gelmiş parçalarından sonra beklentiyi yüksek tutarsanız, hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz az da olsa var. Ama yine de, dediğim gibi, yenilik ve değişim kimilerine göre güzeldir. “Trip hop’ın içine azıcık da olsa rock koysak acaba nasıl olurdu?” sorusunun cevabını bu albümde bulacağınıza inanıyorum.

Trip hop müziğinin günümüzdeki popüler temsilcileri Massive Attack ( Bu grubun “Teardrop” parçasını dinlerken kulağınıza tanıdık bir ses gelince şaşırmayın, çünkü vokal kısmı sevgili Beth’e ait), Goldfrapp, Hooverphonic, Lamb gibi isimler olsa da; bu müzik türünün efsanevi ismi olarak Portishead sayılıyor. Her ne kadar trip hop’ın popüler kültüre çok da fazla bir etkisi olmasa da (İyiki de yok ve umarım popüler kültürün de ilerde herhangi bir etkisi olmaz), Portishead gibi yaratıcı ve cüretkar gruplar sayesinde her geçen gün daha çok tanınıyor, daha geniş kitlelere hitap edip daha fazla insanda etki bırakıyor.

Yine de sonuç olarak, bildiğimiz ve aşina olduğumuz bir ses, son albümlerinin 11 şarkısında da ruhumuzu okşuyor her zamanki gibi. Karamsarlığa kapılıp, “Bu şarkılar beni depresyona sürükler.” deyip kendinizi bu inanılmaz topluluktan mahrum bırakmayın. Beth ablamızın da dediği gibi;

Fırtına,

Sabah ışığında,

Hissediyorum.

Başka bir şey söyleyebilir miyim?

Kendi kendime donuyorum.

Kimse göremiyor mu?

Savaşımız var.

Hiç yolumuzu bulamadık.

Bütün söylenenlere rağmen.

Bu andan sonra,

Her şey nasıl bu kadar yanlış gelebilir?


2 yorum:

Phoenix dedi ki...

Çok güzel bir Portishead yazısı

Seçil Ural dedi ki...

Teşekkürler Anılcım =)