12 Aralık 2008

Portakal

Yeni klavye aldım kendime bugün. Uzattım kablomu rahat rahat yazıyorum bunları. Efenim, daha önce de bahsettiğim gibi, höpür höpür (İnanın şu "p" harfini yazarken içimi resmen bir huzur kapladı - çünkü basmayan harflerden bi tanesiydi kendisi; ctrl+v yapa yapa bi hal olmuştum onun yüzünden. Neyse, ne diyodum?)
Portakal suyu içiyordum evet. Sakar bir kişiliğim. Annemin her akşam "enerji versin" diye yaptığı koca bir bardak (evet bira bardağı) dolusu portakal suyunu, güzide okulumun verdiği laptopa bir güzel, boylamasına dökme gafletinde bulundum. Eee, doğal olarak bilgisayar önce bi napacağını şaşırdı (Gerçi benim teknolojik aletlerim çoğu şeye alışkındır - indigo olmam vesilesiyle. İlla açıklamam gerekmiyor sevgili okuyucu gidiniz bakınız: İndigo nedir, ne değildir?)
Şimdi burada, "Peki canımın içi, neden gidip tamire vermedin bilgisayarını, ya da ne bileyim, git bi klavye al hemen, zorun mu vardı?" gibi bir soru sorulmasını bekliyorum. İşte cevap geliyor canlarım:
1. Fena halde üşengecim.
2. Laptop tamiri için Helpdeske gitmem gerekiyor bizim okulun. Duyumlarıma göre, iki haftadan önce geri vermiyorlarmış. Evet, bilgisayarımdan o kadar uzakta kalmak yemedi.
3. Bayram daha yeni bitti bilmem farkında mısınız? Sizce ben, evde misafir ağırlamaktan, şeker ikramından, "Aman da amaan pek zeki kızımız tü tü matematik de okurmuş, ee sen şimdi özel ders mi vercen ilerde?" gibi söylemlerden kurtulabildim mi?
Yok yok. Bu bayram ve klavye bozulması ikilemi bana yaramadı.
Ben gidip bi portakal sıkayım kendime. Gece gece iyi gelir, enerji verir.