
Yazasım geldi durduk yere. Hava inanılmaz soğuk. Ve tahmin edin ne oldu? Evet, ben yine hastalandım. Hassas bi yapım var maalesef, akşam görünürde hiçbir şeyim yokken, sabah kalktığımda deli gibi hapşuruyo ve iki hafta boyunca gribin alasını geçiriyo olabiliyorum.
İki günümü ders çalışarak geçirmeyi planlamışken, yine dürttü beni kahrolası bir melek.
Bütün gün, tembelliğin alasını yaptım. Ama mutluyum. Evet.
Odam karmakarışık. Elimi nereye atsam bi kitap çıkıyor. Fışkırıyo sanki. Arada onları gözden geçiriyorum. Küçükken çılgınlar gibi kitap okurdum. Artık eski heyecanım da kalmadı bu aralar. Dergi karıştırmak, eski yazıları okumakla yetiniyorum sadece. Ya da alıyorum elime öyle rastgele bi kitap, şuursuzca okuyorum, saatler geçiyor gidiyor. Sonra atıyorum bi yere.
Kitaplara not almak çok güzel bir şey. Düzen delisi insanlar vardır ya, kitapları okurken bile düzgün açarlar, sayfaları buruşturmazlar falan. Kısmen ben de öyleyim ama, kitabın boş kalan kısımlarına, bir şeyler yazmak sapıkça hoşuma gidiyor.
Atatürk de öyle yaparmış. Zaten benim çıkış noktam da o. Adam kısacık ömrüne binlerce kitap okumuş, hepsi de gayet ağır kitaplar. İçlerine baktığınızda onu notlarını da görüyormuşsunuz. Kitabın analizini daha onu okurken yaparmış. Keşke onlardan biri elime geçse!
Bu dönem başından beri babamı bi kitap merakı saldı. Eskiden televizyondaki belgeselleri deli gibi izlerdi sabahtan akşama kadar. Ondan bıktı, apartman yöneticiliğine sardı. Büyük şehirlerde bir insanın iyi niyetinin nasıl suistimal edildiğini gördükten sonra o işi de bıraktı. Şimdi de, ne zaman okuldan eve gelsem, salonda açmış bir kitap, oturmuş balkonun kenarındaki iki kişilik rahat kanepemize, açmış okuma lambasını, kendini vermiş okumaya. Nasıl imrenerek bakıyorum bilemez. "Hayalimdeki emeklilik işte böyle bir şey olsa gerek" diye iç geçirip odama gidiyorum.
İleri Analiz'den sınavım var bu hafta. Ama kitap okuyasım geldi =)
İki sene önce Amerika'dayken, ev arkadaşım her pazar kiliseye giderdi. İki-üç defa sırf merakımdan ben de eşlik ettim ona. Protestan kilisesinin diğerlerinden farklı olduğunu biliyordum aslında. ama içeri girdiğimde kilisede beni kocaman İsa heykelleri, mumlar, tahta kanepeler, büyük antika resimler yerine sadece bir konser salonunun beklediğini görünce şoke olmuştum. Yaklaşık bir saat boyunca o bölgenin rahibi (Westside LA) yöre halkına tam anlamıyla bir gösteri sunmuştu sahnede. Aile ve dostluk hakkında vaaz vermişti ama ben inanılmaz keyif almıştım. Kilisedeki gönüllülerle tanışmıştım çıkışta, benim Türk olduğumu öğrenince de baya bi ilgilenmişlerdi. Arada hala mail gelir onlardan, iki haftada bir aktivite düzenliyolar - beni de burdan davet ediyolar manyaklar =)
Her neyse, ne dicektim. Gitmeden bana hediye olarak termos verdiler - üzerinde kilisenin adı yazıyo: Shepherd of the Hills. Biraz önce çay yaptım kendime, ona koydum - aklıma gelmişken ve hazır çayım da sıcakken (!) bunları yazdım.





