Let the whole world fall away and fall into my arms.
Stay with me, I don't know how long we've got left.
And so i'm asking you , to forgive me.
I learn as I go, to float far away
Into silence, and just watch your face
and find some kind of grace, in that quiet bliss.
Can I stay and say nothing at all, at all?
Duygusal bir insan değilim. En azından öyle olmamaya çalışıyorum. Olayların ya da insanların benim ruh halimi etkilemesine izin vermek istemiyorum. Ama öyle bir durum ki, bazen kendini kontrol edemezsin, her şey birden gelişiverir. O an, sen sen olmaktan çıkarsın. Sanki, hayatta sen bir seyircisindir; sahnede ise senin yerine bir başkası oynuyordur - tam da senin kılığında. Seyirciler arasından var gücünle bağırırsın: "Hayır! Böyle yapma! Bu sen değilsin! Orda olması gereken benim ve ben olsaydım böyle yapmazdım!"
Ama gel gör ki, roller oynanmaya devam eder ve hayat akıp gider. Sense biraz geç de olsa koltuğundan kalkıp olman gerektiği yere dönersin ama artık bazı şeyler için çok geçtir.
Geçmiş. İçinde türlü hikayeler barındıran bir roman. Açıp okumaya kalktığında, sayfalar arasında kaybolma ihtimalin de var, yazanlardan ders çıkarttıktan sonra kitabı kapatıp yeni bir hikaye yaratma da. The choice is yours.
Bütün dünyanın kollarıma düşmesine izin ver.
Yanımda kal, ne kadar vaktimiz kaldı bilmiyorum - sadece, beni affetmeni istiyorum.
Burada kalabilir miyim? Tek bir söz bile söylemeden? Tek bir söz bile.
12 Ocak 2009
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
