24 Kasım 2008

Modern zamanlarda aşk dibdidirırum...


"Herkesin yaşamlarını yapayalnız, kendi kabuğuna çekilmiş ve kendi yağında kavrularak sürdürdüğü bu çağda, bir insan başka bir insanın yaşamına girmeyi nasıl başarır? İçimizde bir yerlerde tek istediğimiz sevmek ve sevilmek olduğuna kendimizi inandırabiliyoruz ama iş bu konuda gerçekten bir şeyler yapmaya gelince etrafımızı çeviren kocaman güvensizlik duvarını yıkmakta isteksiz davranıyoruz.
Hadi kabullenelim, söz konusu ilişkiler olduğunda, bir avuç dolusu tembel, memnuniyetsiz idealistten başka bir şey değiliz. Karşılanması zor beklentilerimizi yerine getirebilecek o özel insanı bulsak bile, çok geçmeden, ilişkiyi yürütebilmek için günden güne verdiğimiz ödünlerin altında kalıyoruz. Çantada keklikmiş gibi davranıyoruz. Her nasılda, günümüzde modern yaşamın getirdiği, bize zaman ve enerji kazandıran kolaylıkların, kişisel yaşamlarımıza da uygulanabileceği yanılgısına düşmüşüz. Seçme özgürlüğümüzü son derece katı bir kararlılıkla savunuyoruz, ama zihnimizin arka odalarında bir yerlerde, şunu hissediyoruz ki, sıradaki ihtimallerden birini seçmeseydik, mutluluğu yakalama ola sılığımızın çok daha yüksek olacağını hissediyoruz, hatta bundan eminiz." Çok garıp degıl mı, rastgele okudugum bır kıtaptakı bu yazı ılgınc bır sekılde etkıledı benı. Neyse ben bı hava alıp geleyım en ıyısı klavyem de bozuldu zaten yazamıyorum dogru duzgun cok sınır bozucu bı durum sız sız olun bılgısayar basında hopur hopur portakal suyu ıcerken daha dıkkatlı olun. Hmpf ..

21 Kasım 2008

I wish..

Uzun zamandan beri ilk kez bu kadar heyecanla ve şevkle dinliyorum o şarkıları.. Hatta öyle bi değişiklik yaşıyorum ki şu anda hayatımda; değişik tadlar, değişik sesler, değişik insanlar, değişik melodiler, değişik müzikler keşfediyorum ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor.
O eski şarkıları dinlerken ise, yüzümde belli belirsiz bi gülümseme oluyo ister istemez. Biraz buruk gülüş, bir zamanlar onları dinlerken hissetiklerim geliyo aklıma; bir taraftan da sevinç ve umut, ne kadar şanslıyım, en azından bunları hissettim diyorum, insanı insan yapan da bunlar değil mi zaten?..
İnsanlar gelir, insanlar gider. Kimse kalıcı değil. Zaman akar, kalpler ve hissedilenler değişir. Keşke'nin yerini iyikiler alır. Keşke hiç acı çekmeseydim, keşke hiç ağlamasaydım, keşke hiç düşünmeseydim o gittikten sonra onu demekten ziyade; iyiki girmiş hayatıma, iyiki bu acıyı bana çektirmiş, o yüzden şimdi böylesine mutluyum ya da iyiki ağlamışım ki, gülen yüzümün ve kahkahalarımın önemini daha iyi kavrayabiliyorum şimdi demek, daha doğrusu, diyebilme olgunluğuna erişebilmek..
Geçen gün bir arkadaşımla filmler hakkında konuşuyoduk. Konumuz, bizde en çok etki bırakan filmlerdi. İkimizde bir film hakkında hem fikirdik: The Butterfly Effect, yani Türkçe olarak Kelebek Etkisi..
Filmin konusundan kısaca bahsetmem gerekirse, çocuk günlüğüne yazdığı yazılar sayesinde zamanda değişiklikler yapıp, yaşamını değişik şekillerde yaşayabiliyo. Bu ona zaman çok pahalıya patlıyo, hiç ummadığı bir hayata devam ederken buluyo kendini, bazen de o çok sevdiği kızla beraber mutlu oluyo. Ama filmden arkadaşımla beraber çıkardığımız ortak bi sonuç var..
Bir insanı her ne kadar hayatınızda isteseniz dahi, eğer hayat sizi biraraya getirmiyosa ve her seferinde bir terslik çıkıyosa, çekip gitmek ve birbirinizi kendi halinize bırakmak en iyisidir..
Filmle ilgili ufak bi bilgi daha vermek istiyorum. Filmin sonunda çocuk ve kız hayata ayrı yollardan devam ediyolar, her ne kadar yolları bir yerlerde kesişse de.. Ama ikisi de, birbirleriyle devam ettikleri takdirde mutsuz olacakları ve elbet bir gün birşeylerin ters gideceğinin farkında..
Bu film zamanında beni çok etkilemişti ama o konuşmamızdan sonra filmi daha da iyi analiz etme olanağı buldum ve kendi hayatım için ders çıkardım o filmden..
Çekip gitmek..
Benim yaptığım da buydu..
Hiç sorgusuz sualsiz, üzerinde fazla düşünmeden bırakmak. Her ne kadar daha sonraları daha da kendime daha da acı çektirip, hayatı kendime zindan etsem de.. Kendimi tanıyamaz hale geldikten sonra silkelenmek ve artık yeter diye isyan etmek..
Ve işte ben, olduğum gibi, alıştığım gibi..
Tekrardan, yine ve yeniden..
Sadece dön arkanı ve çekip git, ardına bile bakmadan terk et onu.
Böyle çok daha mutlu ve huzurlusun, farkına var artık bunun.
Ne kadar iyilik versen de, ne kadar bir ucundan tutmaya çabalasan da, hiçbir şey istediğin gibi, arzu ettiğin gibi olmayacak, olmadı da, gördün. İyilik sonunda, evet başardım işte dediğinde ise,
senin zararına oldu bu..
O yüzden, sadece rahat ol ve iplerini gevşet, üzerine fazla düşünme, böyle olması gerekiyodu ve de böyle oldu..
Artık çok mutluyum...


>>Eskilerden bir yazı:)

L.


Listen.
There are times when life calls out for a change. A transition. Like the seasons. Our spring was wonderful, but summer is over now and we missed out on autumn. And now all of a sudden, it's cold, so cold that everything is freezing over. Our love fell asleep, and the snow took it by surprise. But if you fall asleep in the snow, you don't feel death coming. Take care.

17 Kasım 2008

The heart is a bloom, shoots up through stony ground
But there's no room, no space to rent in this town
You're out of luck and the reason that you had to care,
The traffic is stuck and you're not moving anywhere.
You thought you’d found a friend to take you out of this place
Someone you could lend a hand in return for grace

It's a beautiful day, the sky falls and you feel like it's a beautiful day.
It’s a beautiful day, don’t let it get away.

You’re on the road but you’ve got no destination, You’re in the mud, in the maze of her imagination
You love this town even if it doesn’t ring true, You’ve been all over and it’s been all over you

Touch me, take me to that other place
Teach me, I know I’m not a hopeless case.


What you don’t have you don’t need it now
What you don’t know you can feel it somehow

It’s a beautiful day, don’t let it get away.

Get to Work!


Havalar mı soğudu ne?
Uzun zamandır evimde üşüdüğümü hatırlamıyorum - özellikle de inanılmaz derecede sıcak geçen bir yaz ve ılık sonbahardan sonra kışın içleri ürperten soğuğuyla karşılaşınca ister istemez garipsedim bu aralar. Derslerden bahsetmek istemesem de hayatımın büyük bir kısmını kaplıyorlar bu sıra maalesef. "Çok zor ya, çok yoğunum - hangi birine çalışsam şaşırıyorum" muhabbetlerinden gına geldi artık. Evet, zor. Farkındayım. Ama bu sözü binlerce defa söylemek bu durumu kolaylaştırmayacak. Bu bölümü seçip de bu okula gelmiş bir insan bütün bunların farkında olması gerekir zaten baştan. Şikayet etmek için harcadığın enerjinin onda birini sorunu çözmeye harcarsan, işlerin ne kadar düzeldiğini görürsün. Sonuçta hepimiz sınırlı zaman ve enerjiye sahibiz. Sızlanarak geçirdiğimiz her saniye, bizi hedeflerimizden o kadar uzaklaştırır ve sonunda bizi mutsuz eder. Ben biliyordum. Evet, gayet de bilincindeydim başıma geleceklerin. Ama bir konuda kendime güvendim:
Çalışmak. Hem de çok çalışmak.
Ortaokuldan beri, hatta bütün dürüstlüğümle söylüyorum, ilkokuldan beri düzenli çalışan biri olarak üniversite hayatında sabahlara kadar uykusuz kalıp çalışmanın beni zorlamayacağı kanaatindeydim. Bilmiyorum. Belki de aynı zamanda öğretmen hem de asker çocuğu olmanın getirdiği sonuçlardan birisiydi bu baştan beri. Hep uslu olmak. Hem önde ve hep başarılı olmak. Öğretmenlerinin hep gözbebeği olmak ve buna zamanla alışmak. Ortaokulda inek damgası yese dahi çalışmaktan uslanmamak. Lisede her ne kadar kabuğunu kırmaya çalışsa da ÖSS denilen bir saçmalık yüzünden ordan oraya sürüklenerek kendi bulmaya çabalamak ve bu hayalleri üniversite dönemine ertelemek durumunda kalmak sürekli.
Ve şimdi. Her şey çok daha farklı. Çok daha az çalışarak zamanı çok daha verimli değerlendirmenin nasıl bir şey olduğunu bu yıllarda farkediyorum.
Yapmakta geç kaldığım pek çok şeyi tecrübe ederek hayatıma her gün yeni renkler katıyorum.
Şikayet etmeden. Ya da şöyle diyelim - çünkü ben de olup olmadık yerlerde sızlananlardanım ve bunu en aza indirmeye çalışıyorum:)
Az şikayet, çok emek, çok çalışma..
=)
I'm just a painful reminder, and you're a fool to satisfy.

12 Kasım 2008

Without love, without truth
There can be no turning back

Without faith, without hope
There can be no peace of mind

As the night went on, I started to find my way
I learned about a tragedy
A mystery still today.



İlkler güzeldir.


İlk yazım. Bu blog benim günlüğüm gibi olucak. İçimden geçen her şeyi, hem kendi sanal olmayan (!) günlüğüme hem de buraya dökmeye çalışacağım.
O zaman, Viva la Vida!
Blog sitemde yazmanın özgürlüğü ve güzelliği adına! =)